Ana içeriğe atla

Kuantum Ötesi Teoriler - Alt Evren

 Konuyu anlamak için önce bir özet geçelim;

  Evreni anlamaya çalışırken elimizde genelde iki harita vardır. Atomlardan gözlemlenebilir evrene kadar olan bölüm için klasik fiziğimiz olan Lambda CDM Teorisi, Atom altı boyutlar için de Kuantum Teorisi. 

  Klasik fizik deterministtir. Yani belirsizlik içermez. Olaylar ve bu olayları meydana getiren nesne ve kuvvetler birbirinden net bir şekilde ayrılır. Her biri ayrı bir bilgi barındırır, net ve bağımsız bir şekilde tanımlanabilir, gözlemlenebilir. 

  Kozalite ve yerellik ilkesi klasik fiziğin temel doğasını oluşturur. Yani nedensellik ihlal edilmez, olaylar geçmişten geleceğe akar. Evrende tüm oluşan süreçler bir başka sürecin sonucudur. A nın sonucu B dir, B oluşunca C ye neden olur. 

   Yoktan bilgi veya bir cisim var olmaz. Vardan yok olmaz. Yerellik ilkesi gereği bütün bu olaylar zinciri evrenin dokusunda maksimum ışık hızında yayılır. Nedenselliğin hız sınırı vardır yani. Işık hızını aşmak klasik fiziği direk ihmal etmek, bu kurallar ile oluşmuş olan evrenin bir nevi dışına çıkmak anlamına gelir. 

 Atomaltı boyutları tanımlayan Kuantum Fiziği ise probabilistiktir. Yani zorunlu belirsizlik vardır. Nesne ve kuvvetler yine birbirinden bağımsızdır. Yine nedensellik vardır ancak taşıdıkları ve temsil ettikleri bilgi henüz netleşmemiştir. Bir nesne herhangi bir etkileşime girene kadar bulunduğu yeri, yükü veya yönü belirsizdir. Aynı anda her yerde olabilir. Etkileşim doğduğunda hikayeyi bozmayacak şekilde belirsizlikten çıkar, etkileşimi aktarır, zinciri tamamlayıp tekrar belirsizliğe girer. 

 Klasik fizikte varlıkları sayılar belirlerken kuantum fiziğinde olasılık diyagramları belirler. 

Peki birbiriyle çelişen , matematiksel bütünlüğünü sağlayamadığımız iki bambaşka fizik, aynı evreni nasıl tanımlayabiliyor? 

 Kullandığımız fizik bizim sadece anlama aracımız da ondan. Dağ eteğine kadar arabayla gidiyoruz. Yol bitince araçtan atlayıp bisiklete biniyoruz. 

  Araba ve bisiklet bambaşka araçlar.

Bugün bisiklet yolu da bitti. Zirve yolcuğumuza buradan itibaren yürüyerek devam edeceğiz. 



  Post Kuantum 

  Atom altı boyutlarda gözlemlediğimiz proton, nötron, kuark, elektron, fotonlar, nötrinolar, muonlar vb... varlıklar, taşıdıkları enerji türünün temsil ettiği bir alan içinde, alanın her yerinde  aynı anda bulunurlar. Dürtüldüklerinde, yani bir etkiye maruz kaldıklarında, o alan içinde etkinin en rahat başka bir bölgeye aktarılacağı yerde belirip cisimleşirler. Görevlerini yaparlar. Etkiyi, yani kendilerine başka yerden yüklenen enerjiyi aktarıp eski enerji seviyelerine kavuştuklarında alanlarına geri dönerler. Bu alan içinde bir dalga olarak var olmaya devam ederler. 

 Determinist oyun bozulmaz. Bu belirsizlikten çıkıp cisimleşme sürecine dekoherans denir. Olasılığın dalga fonksiyonunun çökmesi diyebiliriz. Bu olmazsa klasik fizik başlayamaz. 

 Nedenselliğin var olabilmesi için gerekli olan etkileşim zincirleri aynı klasik fizikteki gibi bozulmaz. Bunun sebebi de zaman boyutunun klasik dünyada olduğu gibi kuantum boyutunda da varlığını sürdürmesi. 

 Kuantum Ötesi

 Peki bu kuantum varlıkları nereden geliyor? Daha derin, kuantum fiziğinin de ötesinde bir hiper fizik dünyası var mı? 

 Bununla ilgili teoriler var. Qbox , density cubes ve density hipercubes gibi... 

Burada kuantum cisimlerini de oluşturan daha temel yapıtaşlarından söz etmiyoruz. En temel yapıtaşı arayışı bizim determinist beynimizin anlama yolu. Kuantum fiziğiyle o anlama yolunu çoktan darmadağın ettik. Kuantum evreninde nesnelerin birbirine göre büyüklüğü veya küçüklüğünü tartışmak, şekillerini ve boyutlarını hesaplamak anlamsız oluyor haliyle. Enerji miktarlarını hesaplayıp onunla paralel bir büyüklük-küçüklük hayal ediyoruz o kadar. 

 Bu sembolik hayallerimize göre mesela, en küçük kuantum cismi nötrino, en büyüğü de higgs bozonu, bir proton bir elektrondan yüz kat büyük.

 İşin gerçeği hiçbiri bir diğerinden büyük veya küçük değil. Çünkü ortada cisim yok. Enerji dalgaları var. O dalgalar da fiziksel bile değil, matematiksel olasılık dalgaları.Hesaplıyoruz, kafamızda canlandırdığımız çocuksu sembolleri kelimelere döküp gerçek bu diyoruz. 


Neyse konumuza dönelim geri.


 Klasik fiziği aldık, Kuantum dolanıklık ile yerellik ilkesini yok ettik. Olasılık denklemi tanımıyla determinist yapısını da yok ettik. kuantum fiziğine ulaştık. 

 Peki nedenselliği de yok edersek ne olur? 

 Yok etme demeyelim de onun da probabilistik olduğu, etkileşimle çökerek kuantum gerçekliği oluşturduğu bir üst evren katmanından bahsediyorum. 

  

 Burada da varlıklar, özünde matematiksel yapılardır. Fiziksel gerçeklikleri de aynen mevcuttur. Uzay-zaman boyutu henüz tam çökmemiştir. Kendi içinde düz yapısını yitirerek dolanıklığa girmiştir. Sebepler sonuçlardan yine önce gelir ama hangi olay sebep hangisi sonuç, o kısım işte belirsizlik içerir. Etkileşim tam da burayı çökerterek kuantum varoluşa dönüşür. 

 Buna hiperdekoherans denir. 

 Bu evrende de Varlıklar birer bilgidir. (Varlık=bilgi) Diğerlerinde olduğu gibi. 

 Ortada kuantum cisimlerin hiçbiri yoktur. Kuantum dünyasının içerdiği bilgi miktarından çok daha zengin, daha büyük bir evrenden söz ediyoruz. Bu bölgede nedensellik tüm evrene yayılmış kolektif bir özellik değil, her bir birimin kendi içinde özel bir durumundan ibarettir. Süperpozisyon halindedir. Her bir varoluş biriminin kendi zaman boyutu mevcuttur. 

  Bu birimler kuantum dünyadaki gibi bağımsız birimler değil, birbiriyle zaman dolanıklığı yoluyla bağlı olduğu, enerji dalgalanmalarının bu dolanıklığı çökertmeden daha üst boyutlu karmaşık bir ağda yeni desenler oluşturduğu, zamanın bir birim olduğu, belki daha üst dereceli bir zamansal boyutun hakim olduğu bir evren. 

 Zamanın karesini alırsak ne olur :) 

 Beyin patladı...

 2026 başında James Hefford ve Matt Wilson Physical Review A  dergisinde yayınlanan makalesiyle tutarlı bir hiperdekoherans mekanizmasının evrenin temel dokusuna içkin olan daha üstel bir belirsizlikten doğmasının mümkün olduğunu matematiksel olarak gösterdiler. Yıllardan beri kuantum dünyasıyla göreliliğin kütleçekim kuvveti uyumsuzluğunu en temelde buluşturmak için tasarlanan subatomik üstel bir bağlantı evreninin tutarlı bir teorisi ortaya çıktı. 

 Qbox teorisi. Evreni de diyebiliriz. Kuantum çarpı kuantum evreni :)) 

 

Hiperdekoheransı görselleştirmek te ayrı bir işkence :)

  Bu evrende tasarlanan bilgi-varlık birimleri Q boxes olarak tanımlanır. [H,H] gibi iki tanımlı iki bacaklı değer içerirler. Buradaki harfler potansiyel geçmiş ve gelecek yönlerini temsil eder. İkisi de aynı harftir çünkü geçmişten geleceğe, gelecekten geçmişe uzanan bir etkileşim eşleniktir. Zamanın oku burada ileri veya geri olarak iki farklı durumu süperpozisyon halinde yaşar. Okun yönü her birimin kendine özel bilgisi olduğu ve her box ın zamansal bilgisi birbirinden bağımsız olduğu için çelişki içermezler. 

Bu ne anlama geliyor? 

 Daha önce etkileşimlerin varlığın kendisi olduğunu, etkileşimi doğuran şeylerin evren dokusunda değil evreni de türeten farklı bir düzlemde bulunduğunu, bu düzlemdeki bilgi kümelerinin etkileşimlerini evrenimizde nesne veya kuvvet olarak algıladığımızı anlatmıştım. (gerçeklik) , ( holografik yapı)

 Holografik evren modelinden çıkan felsefi bir sonuçtu.  

 Qbox teorimizdeki bu boxları tanımlayan ikili bilgiler ise birer olay veya olguyu gösterir. Biri neden diğeri onun sonucudur. Ancak tersi de olabilir ve iki durum birbiriyle tersinir ve eşleniktir. A olayının sonucu B dir veya B olayının sonucu A dır. Zamanın okunun yönü kuantum belirsizlik içerir. 

 Bir diğer post kuantum teori olan Density Cubes modelinde ise iki matematiksel yüzey veya tensör bu olayları temsil eder, bu iki yön birbiriyle Qbox ta olduğu gibi süperpozisyon halinde üstüste binmiştir. 

 Density Hipercubes modeli ise tensör sayısını 3 e çıkararak basitliği biraz bozar. teori içindeki tutarsızlıkları bir üst veri daha tanımlayarak çözer. 

 Qbox teorisi ise ana hatlarını anlattığım bu konsepti daha basite indirgeyerek oluşturur. Teorinin asıl başarısı purification'a (saflaştırma) tam uyumlu olmakla beraber doğası gereği nedensellik varsayımlarına ihtiyaç duymamasıdır. Zira asıl başarısı, bu ikisinin aynı anda olamayacağını anlatan, Lee- Selby nin No Go teoremi olarak bilinen 2018 tarihli imkansızlıklar teorisinden temel tasarımıyla kaçınmayı başarmasından gelir. 

 Saflaştırma; kuantum sistemlerindeki eksik bilgiyi çevresel etmenlerin bilgisiyle tamamlayabilme, sistemin tam bilgisine daha üst bir sistemin total bilgisindeki parçaları gözlemleyerek ulaşabilme diyebiliriz. Kuantum modelleri tasarlanırken gereklilik olarak görülür. Sistem içindeki total bilgi tamamen bilinebiliyorsa o sistem saf kabul edilir. Bilinemiyorsa karmaşık denilir ve saflaştırmaya ihtiyaç duyulur. Eğer tam uyumlu üst bir sistemle entegre edilebiliyorsa saflaştırma gerçekleşmiş kabul edilir. Modellenen sistem mantıksal süzgeçten geçmiş olur. 

 No-Go teoremi de Nedenselliğin belirsizliğe düştüğü sistemlerde saflaştırmanın yapılamayacağı, saflaştırma yapılabilen sistemlerde nedensellik belirsizliğinden bahsedilemeyeceğini, böylece hiperdekoherans mekanizmasını kurmanın imkansız olduğunu anlatır. Fakat ''teorimiz ancak varsayımlarımız kadar güçlüdür'' diyerek varsayımların etrafından dolanmanın kapısını açık tutar. 

 Qbox teorisi de bunu yapar. Nedensellik belirsizliğini tasarlanan sistemin mekanik bir çıktısı olarak görmeden nedenselliği temelinde konu dışı bırakır. Bu belirsizliği zamanı hiç katmadan işlemsel bir süperpozisyon olarak sisteme ekler. 

Hiperdekoherans

 Dekoherans terimi, kuantum dünyasında herhangi bir kuantanın belirsizlik halindeyken dalga fonksiyonunun etkileşimle çökerek cisimleşmesini anlatır. Bir foton gözlemlemedikçe, yani gözlem için enerji yollamadıkça dalgadır. Gözlemlediğimizde, yani gözleyebilmek için mecburen geri dönen sinyalleri okumak üzere enerji gönderdiğimizde olasılık dalgası halini bırakır. Cisimleşir. Parçacık olur.

 Kuantum dünyasında cisimlerin dalga hali de parçacık hali de evrendeki tüm varlıkları kaplayan genel bir nedenselliğe uyarlar. Sebepler de sonuçlar da farklı cisimler veya birimlerdir. 

 Post kuantum teorilerinde ise sebepler ve sonuçlar farklı cisim veya eylem değil, her bir sebep-sonuç kendi başına bir birimdir. Sebep-sonuç süperpozisyonu, yani zamansal süperpozisyonları barındırırlar. Bu birimler birbirleriyle etkileşimlere girdiklerinde aynı kuantum varlıkların dalgadan parçacığa çökmesi gibi çöküşe uğrarlar. 


 -Kuantum cisimler bulundukları yer, polarizasyon veya spin gibi durumsal belirsizliklerden çıkıp belirli  tek bir duruma çöker. böylece cisimleşir.

 -Post kuantum cisimleri de nedensellik, yani zamansal belirsizliğini kaybederek sıradan kuantum belirsizlik durumuna çökerler. 


 Qbox kutuları içindeki olaylar ayrışır. Bu ikili olaylar net bir şekilde biri önce diğeri onun etkisiyle oluşan eylem olarak kuantum cisimlere dönüşürler. 

 Buna hiperdekoherans denir. 

 Peki geriye dönüş var mı? 

 Kuantum cisimlerinde etki ortadan kalktığında durumsal veya uzamsal belirsizlik hali geri dönüyordu. parçacık tekrar dalga gibi davranıyordu yani.

 Burada da Henüz tam doğasını bilemediğimiz post-kuantum etkileşimi sona erdiğinde, Üst boyuttaki etkileşim dalgası kesildiğinde kuantum cisimler tekrar zamansal belirsizliğe düşüp kendi sebep veya sonuçlarını oluşturarak Box yapısına geri dönebilir. 

 Burada evrenimizde akıp giden genel zamanı düşünürsek, bu boxların bağımsız zamansal yapılarını da göz önüne alırsak hiperdekoheransın geri dönüşü yokmuş gibi görünüyor. 

 Aslında öyle değil. 

 Çünkü evrensel zaman dokusu henüz oluşmamıştır. Zaman zaten bu şekilde oluşuyor. 

 Bu Teori, bildiğimiz zamanın statik değil dinamik yapıda olduğunu gösteriyor. 

 Bu post-kuantum boxlarındaki nedensellik belirsizlikleri çökerek zamanın evrensel akışını bir halının dokuma tezgahında dokunması gibi örerek oluşturuyor olabilir. 

 Henüz zaman da oluşmadığı için bu evrendeki hiperdekoherans olgusu, teorik olarak evrenin başıyla sonunda aynı anda olmalı. Zamanın dışındayız çünkü. 

 Bu boxlardaki ikili eylemler yerellik ilkesine göre ardışık eylemler olmak zorunda da değil. Biri evrenin başında diğeri sonunda da belirebilir. 

 Holografik düzlemdeyiz zaten. ( bu bağlamı daha sade açıklayacağım)

  Güzel bir teori.

 Konuyu daha anlaşılır biçimde özetleyip zihnimize oturtmak için devamı sonraki yazıda...

sonraki yazı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaotik Evren teorisi ve bilimdeki duvar

 Ünlü Kaos teorisini duymuşsunuzdur. Başlangıç koşulları ve parametrelerine aşırı duyarlı,  hesaplanamaz karmaşıklığa doğru evrilen her türlü sistem için kullanılır.   Kaos kuramını bir sistemde işletebilmek için iki veya daha fazla parametre ile sistem başlamalı, bu parametreler tekrarlayan ve süreğen etkileşimler içinde olmalı, etkileşim miktarı arttıkça sistem karmaşıklaşmalı, matematiksel olarak hesaplanamayacak bir kaosa sürüklenmeli.    Bir kelebeğin kanat çırpışı sistemin öbür ucunda öngörülemez fırtınalar kopartabilmeli...  Örneğin;  - fizikteki ünlü 3 cisim problemi -hava durumu tahminleri -borsa hareketleri -akışkan dinamikleri.....   Hava durumu tahminleri buna en güzel örneklerden birisi. Teknolojimizin o kadar gelişmesine ve bir o kadar gelişmiş süper bilgisayarlarla hesaplama gücüne erişmemize rağmen, belli bir şehirde bir gün sonraki hava durumunu %100 kesinlikte hesaplayamıyoruz. Bir saat sonrasını bile. Nokta atışı hesap...

Evrenin Boyutları - Perdenin Ardında Ne Var?

 Bugün fiziğin bittiği yerlerin ötesine felsefi bir bakış atacağız. Belki bir tanrı buluruz...  Korkmayın bilimsel düşüncenin dışına çıkacak değilim:)  Sağduyumuza ve mantığımıza uyan, uymayıp dökülen yerlerini de matematikle kaldırıp kurguladığımız evrenin sınırları, her bilim insanının asıl gönlündeki heyecan olmuştur. Bu bizim sınırları aşıp tanrıyı oynamaya kalkışımız değil, bilinmezliğe dayalı korkumuzu gidermek için hayal gücü ve Merak dürtüsünün temel odağı aslında.  Bilinen şeyleri teoremlerle genişleterek limitleri geçmeye çalışmanın sancılı ve uzun yoluyla  Felsefenin açtığı yol haritalarını buluşturmak, bu karanlık ormandan bir gün çıkma umudumuzu canlı tutmamızın tek gerçekçi yolu...  Uzayımız gerçekte kaç boyutlu bugün buna bakalım.  Sınırlardan bahsetmişken...   Kuantum köpüğü  1 metre uzunluğu hayal edin. Bu mesafede kütle , hacim, uzayın 3 boyutlu dokusu, zaman ve entropi değişimi gibi determinist örüntüler mevcut. Yani bildiğ...

Ölüm sonrası bilincimize ne olur? - 3

  Öncekiler;  ölüm fiziği  ,  devamı  Ölüm ötesi düşünceleri bunca zaman bilim dışında her şeyin konusu oldu.   Din, kült, Dogmatik felsefi akımlar, mitoloji, sahte bilim, alternatif bilim......   Peki gerçeklerden başka hiçbir şeyi vadetmeyen Bilimin bu konuda sözü yok mu?  Elbette var. Dogmatizmin tam zıttı olan bilim felsefesi ve metodolojisinin, insanın merak ettiği her konu ilgi alanına girer, girmiştir de..    Bilincin oluşumu, doğası hakkında daha önce bolca konuşmuştuk.  Genel ölüm ötesi tartışmalar hep 'bilinç bağımsız bir töz mü? yoksa evrenin açıklanabilir karmaşık bir efektinden ibaret mi? ' sorusu ekseninde dönüyordu. Çünkü töz dersek iki ihtimal vardı bunun olabilmesi için;   - ya fiziksel evrenin bir parçası değil, evren üstü zaman üstü bir öz ve evrenle iletişim içinde  - ya da evrenin henüz çözemediğimiz mekanizmalarının sonucu olarak fiziksel simetrinin olağan dışı kırılımı ile uzay-zamanın...