Ana içeriğe atla

Holografik evren teorisi - Felsefi Sonuçları -1-

 Varoluşun doğası, anlamı, evveli nihayeti tartışılır ama  bir konu var ki o da; Varlığı gözlemlerken kullandığımız bilim ve felsefe bizim icadımız mı? yoksa keşfettiğimiz birşey mi? İcadımız ise nesnelliğini nereden başlatacağız? Keşif ise bilincimizin bir öznelliği kalır mı?

  Bugün bu konular üzerinde kafa yormayalım, keşfedilenler üzerinden geçip konuşulmayan, kaçılan, konuşulmaktan korkulanlar üzerine yoğunlaşalım. 

  Günümüz felsefesinin en büyük yetersizliği, hızla gelişen bilime yetişemeyip kendi yankı odalarında sıkışıp kalması. Eskiden bilimin ateşleyici gücü iken günümüzde sonuçları bile yönlendirmekte yetersiz kalmakta. Konuşulan eski filozofların ontolojisini, analitiklerini günümüz keşiflerine yamayarak 'alın size anlamı, tamam geçiyoruz sıradaki!!'' diye işin iyice geçmişten geleceğe kopyala-yapıştır yapılması. 

 Ne bilimimiz 200 yıl öncesinin aynısı, ne de düşünce yapımız.. 

 Keşifler o kadar yüksek bir ivmeyle hızlandı ki ekonomilere meze olup, Adına da 'medeniyetimiz gelişiyor işte ne güzel' denilip aslında üretilen değil tüketilen ve tüketim amaçlı beslenen bir bilime dönüştü. Tüketilen ve tüketim amaçlı üretilen birşeyin anlama ihtiyacı olmaz, tüketilince biter ve sıradaki tabak beklenir. 

 Kopenhag yorumu gibi.

 Ne demişlerdi en son? Sus ve hesapla, çok düşünme bu kadar, keşifler anlamı kendiliğinden getirecektir, Eğer yeterli bir keşifse anlamı içinden doğar.

 Doğmadı...

 Tek bir kopenhag yorumu yok zaten, bu daha çok devlet bütçelerinden sadece ekonomik ve siyasi beklentilerle süreli ayrılan fonların beklentileri karşılamak için kısıtlı olan süresini felsefeye yem etmeyelim, pazarı yetiştirelim diye söylenmiş bir söz. 

 İdeal bilim kendisini bu işe adamışların ve korkularını, yetersizliklerini onarmak için gelişmek isteyen bilinçli toplumların 'gönüllü' yatırımlarıyla ilerler.

 Neyse bugün bunları da konuşmayalım 

 Başlayalım.



 Holografik Evren Teorisi ve Ontolojik Yapısal Realizm


 Eskiden varlığın en temel tözünü ( varlığı kendinden olan temel bileşenini) madde ve enerji sanardık. Evren madde ve enerjiden oluşurdu. İkisinini doğasını öğrenmeliydik.

 Sonra madde ve enerjinin aynı şey olduğunu öğrendik. Kuantum fiziği başladı. Onu araştırmaya başladık. 

 O kadar derinlere daldık ki, göremediğimiz, algılayamadığımız şeylerin etki ve sonuçlarını hesaplayarak orda olan şeye şekil ve tanım biçtik. Onlarla ilerledik. 

Evrenin temel yapıtaşı ve kuvvetleri dediğimiz şeylerin tamamı gözlemlenmesi imkansız şeyler. Ancak onların inşa ettiği şeyleri gözlemleyebiliyoruz. Gördüklerimiz de bir etkileşim çorbası.

 O biçtiğimiz tanımlar da bildiğiniz matematik denklemleri ve istatistik temelli diyagramlar. Merak edip görmek isteyene uyduruk bir animasyon gösterip, gerçeğiyle hiçbir alakası olmayan şekillerle gözünü boyayıp duruyoruz. Aklı başında olanın önüne de olasılık diyagramını, ve denklemleri koyuyoruz. Aha bu işte kuark, proton, bozon, nötrino.... 

Sevgili bilim insanımız matematikle kurulan dünyanın satırlarına mahkum kalmak zorunda kalıyor. 

 Bu nesnelerin gerçekliği hakkında inanın hiçkimsenin net bir fikri yok. Hiç görmediğimiz, sağduyumuza uymadığı için hayalini bile tam net kuramadığımız şeylerin sadece olası etkileşimlerini hesaplayarak, tanımlayarak ilerliyoruz. Ne olduğu hakkında özünde hiçbir fikrimizin olmadığı şeylerle yola devam ediyoruz.

 Sahi nedir bunlar? Kavramsal şeyler mi? Matematiksel değerler mi? sanal bir gerçeklik mi? yoksa keskin net cisimler de görmemiz mi yasak? Belki de yoklar, belki de gerçek olan tek şey etkileşimleri dir. 

 Zaten başka hiçbirşeyi gözlemleyemiyoruz bir tek etkileşimlerini...

 

Günümüzün en geçerli kozmolojik modeli Lambda CDM modelidir. Yani içinde kozmik şişmeyi barındıran, karanlık madde ve karanlık enerjiyi içeren, Çoğu konuda bize şimdilik yeten bir model. Standart model yani. 

 Hubble sabiti hesaplamalarının farklı gözlemlerden farklı sonuçlar vermesi gibi korkunç bir krizi doğurması (kozmolojik kriz), İnce ayar sabiti denen şeyin nedeni, Karanlık maddenin ne olduğu,  karanlık enerjinin nereden geldiği hakkında bir açıklama sunmaması ufak tefek sorunlar sadece:)) 

 Evrenin %98 i hakkında fikri var da hiçbir açıklaması yok...

  Holografik evren teorisi bu yüzden doğdu. 

 

 Sınırdan türeyen Bulk, yani hologram..

Daha önce bununla ilgili yazılar yazmıştım. Özetle;

 Evrenin 3 boyutlu dokusu ile içindeki herşeyin 2 boyutlu bir sınıra kodlandığı, bu iki boyutlu sınırın (boundary) hologramı olmasının karadelik bilgi paradoksundan kütleçekim teorisine, hatta şu incelediğimiz şeylerin aslında ne olduğuna kadar daha iyi açıklanabildiği paralel bir teori. 

 İçinde bir çok yorumu ve farklı kozmolojik modelleri barındıran koca bir çatı aslında. 

Temelinde mesela Ads/CFT matematiksel eşitliği mevcuttur. Açıklayayım;

 Ads (anti de sitter uzayı) kozmolojik sabitin negatif olduğu bir uzayı tanımlar (gözlemlediğimiz evren lambda CDM e göre -de sitter- uzayıdır yani pozitif kozmolojik sabit) Bir bulk, bir hologram alanı diyebiliriz.

 CFT (konformal alan teorisi ) ise boundary i yani bu uzayın bir alt boyutundaki sınır alanı tanımlar. Ads uzayındaki bütün denklemler CFT sınırında da aynı şekilde işlevsel ve eşleniktir. 

 Yani 2 boyutlu bir evrendeki herhangi bir olayın hesaplama denklemi ile ondan türeyen 3 boyutlu uzayın içindeki aynı olayın denklemi birbirinin aynısıdır. Aynı denklemle hesaplanır. Dolayısıyla ikisi de birbirinin aynısı veya aynı temel bir özün farklı yansımalarıdır. 

 İndirgemeci bir sağduyu ile Aslolanın Boundary sınırı, türemiş (emergent) olanın da içindeki bulk yani Ads uzayı olduğu sonucuna, 

 Holografik evren tasarımına ulaşırız. 


 Holografik evrenin Bu hologram olan uzay-zaman dokusu, alt sınır alanın içindeki varlıkların karmaşık, bilgi entropisi sürekli artan, evrimleşen dolanıklık ağlarıyla örülmüştür. Yani 2 boyutlu bir evrenin kuantum dolanıklık örüntülerinin tamamını bir 3 boyutlu bir uzay olarak algılarız. Aslında 3 boyutlu uzay yoktur, yani hologram dememizin mantığında bu yatar. 

 O 3 boyutlu uzayın içindeki maddenin, enerjinin, kuvvetlerin cisimlerin tamamı dolanıklığın ta kendisidir. cisimlerin  ve kuvvetlerin aslı değildir. 

Evrenin tamamı birbiriyle dolanıktır, 2 boyuta indirgeyip hesapladığımızda ayrıştırabiliriz. 

 Kuantum dolanıklığı biliyorsunuz. iki eş cismin arasında ışık hızıyla bile olmayan, anlık haberleşmiş gibi mesafeden bağımsız bilgi aktarımıdır. 

 

 Eğer bu iki cisme ve içinde yüzdüğü uzaya hologram diyip bir boyut eksilterek kağıda dümdüz yapıştırırsak, kağıtta göreceğimiz aslında tek bir cisim, yani tek bir bilgi, ve bu bilginin başka bilgilerle iki farklı etkileşim kurduğudur. O iki farklı etkileşimi hologram içinde iki ayrı cisim olarak görüyoruz. anlık aktarıldığını gördüğümüz bilgiyi de asıl olan cisim yerine koyuyoruz.  Etkileşim cisme, cisim de etkileşime dönüşünce sorun çözülüyor. 

 E Varlığın en temel yapıtaşları bir alt boyut sınırındaki bilgi tanelerine dönüşüyor otomatik olarak. 


 Kuantum dolanıklıkta ilgili iki cismin birini evrenin bir ucuna, diğerini gözlemlenebilir evrenin diğer ötesine bile atsak bağ aynen kalmaya, bilgi anlık olarak aktarılmaya devam ediyor. ki 2022 fizik nobeli buna verildi. 

 Sanki iki cisim arasında gizli ve daracık bir solucan deliği açılmış, aktarım öyleymiş gibi. 

 Öyle zaten:))

Buna da EPR=ER eşitliği diyoruz. ER burada Einstein-Rosen köprüsünü(solucan deliği),

 EPR ise dolanıklığı tanımlıyor.

 Holografik evrende uzay zaman dokusu, karmaşık dolanıklık ağlarının halı örgüsü gibi 3 boyutlu örüntülerinin ta kendisiydi zaten. 

 Bilgi de dolanıklık durumlarında yerel değildi. Evrenseldi.

 Varlığın özü de bilgiydi. O zaman evrenin kendisi için konuştuğumuzda yerellikten, yani olayların maksimum ışık hızında doku içinde sırayla yayılmak zorunda olduğundan sözetmek te anlamsız oluyor haliyle. 

 Aslında hologram içinde anlamlı da evrendeki tüm protonlar boundary de tek bir proton bilgisinden ibaret, tek bir varlık, O proton diye gördüklerimizin her biri tek tek birer dolanıklık ağı olunca Olay daha korkunç yerlere varıyor. 

 Bir tek proton üzerinden evrendeki bütün protonlara anlık ulaşabilmenin tamamlanmış bir bilimde mümkün olmasına, İlerde teknolojimizin ulaşabilmesi mümkün bir yönüne... 

 Hadi boyut atlayalım, evrenle bütünleşelim :))

  

Neyse uçmayı bırakalım da biraz şu bilgiden bahsedelim. Evrenin temel yapıtaşı aslında bilgidir dedik. 

 Bilgi... bildiğiniz bilgi :) her türlü bilgi Temel bilgi, türemiş bilgi, 'Ali okula gidiyor' bilgi, Elektron negatif yüklüdür bilgi, gökyüzü mavidir bilgi, bugün biraz üzgünüm bir bilgi, bilincimizin total akışı bir bilgiseli, herşey birer bilgi. 

 Burada bilginin temel keskin bir töz mü, yoksa türev mi, sanal mı, Tek tek yapıtaşı mı, yoksa milyonlarca bilgiyle inşa edilmiş bir gövde mi, Bir sistem mi ayrımı yapamayız. 

 Çünkü aritmetik geometri holograma ait bir kavram. cisimlerin büyüklüğü küçüklüğü sayısı çokluğu tekliği kurdukları çoklu sistemleri, tek tek gezinmeleri falan alt sınırda anlamsızdır. bilgiyi düşünürken cisimler ve tanımlanabilir özelliklerini hayal ederek ilerleyemeyiz. 

 Bilgi bilgidir. 

 Ki bilgi tözlerinin ve bunlardan emergent olmuş diğer türev bilgilerin olduğu holografik evren modeli de mevcut, Töz olmadığı tamamının emergent olduğu, total yapıya istenirse töz denilebileceği model de mevcut. Her birinin farklı sonuçları olur. 

 Eğer mutlak ve kendiliğinden varolmuş en temel bilgi yapıtaşları yoksa ve evrensel bilgi akışının tamamı türemiş bilgiyse bir çeşit bootstrap paradoksu doğurur bu. İlk başlangıç nerde? bu trenin lokomotifi nerede? Bu sonsuz döngünün neresini başlangıç almalıyız? Ortada bir lokomotif yoksa ve tren kendiliğinden dönüyorsa bunun itici gücü ne?  Yoksa hologramdaki cisimler mi tözdü de biz konuyu mu karıştırdık?  

 

Holograma göre alt sınırdaki bilgi kavramları temel töz görünür. Bilgi öbeklerine göre de o bilgiyi oluşturan hologramdaki cisimler tözdür. 

 Kuyruğunu ısıran yılan misali. 

 Resmen kitap karakteri olduğunu farkedip satır aralarından gerçek dünyaya kaçmaya çalışan Sofi gibiyiz.....



 Devamı diğer yazıya.

Yorumlar