Önceki yazıda post-kuantum teorilerine giriş yapmıştık. Kuantum teorisinin de temel olmayabileceğini, onun da kendisinden türediği daha temel bir evrenin varlığını konuştuk.
Qbox teorisini inceledik. Hiperdekoherans teriminden bahsettik.
Şimdi konuyu farklı bir yerden açıklayalım.
Klasik fiziğimizin geçerli olduğu evrenimizde nesneler vardır. Bir de bu nesnelere etki eden 4 tür kuvvet vardır. (güçlü çekim, zayıf çekim, kütleçekim, elektromanyetik çekim)
Nesneler, bu kuvvetler aracılığıyla birbirlerini etkiler veya değiştirip dönüşüme uğratırlar. Değişim etkileri ışık hızı limitinde evren dokusunda yayılarak dokunun bir nevi türemiş efektleri olan bu cisim ve kuvvetleri işleme tabi tutarlar. Böylece evrenimiz içinde olaylar olur, değişimler olur, hareket olur, hikaye devam eder.
Evren dokusunun bu etkileri aktarabilme ve içerdiği sonsuz alan katmanları arasındaki etkileşimleri sağlayabilme özelliğini de Zaman boyutuna borçluyuz. Tüm bu kütle-enerjiyi türüne göre temsil eden uzaysal alanları bağlayıp, onları dik eksende kesen tek yönlü bir vektörel alan. Bu dik alan üzerinden etkileşimler gerçekleşir. Bütün bu uzaysal alanlar ve zaman alanının bütünleşik yapısına da uzay-zaman dokusu deriz.
Zaman tek yönlü akar ama uzay içinde uzamsal bir yönü uzunluğu yoktur. Sadece geçmişten geleceğe...
Nesneler ve aralarında aktarılan etkileşimler vardır.
Kuantum evreni de bu nesne ve etkileşim aktaran kuvvetlerin temel yapıtaşlarını barındıran, bizim evrenimizin temelindeki farklı bir gerçekliktir. Klasik evrenimiz bu gerçeklikten türeyen bir üst katmandır.
Kuantum evreninin fizik kuralları biraz farklıdır. Klasik fizik kuralları çoğunlukla bu kurallardan türeyip gelişir (kütle çekim hariç şimdilik) . Nesneler ayrı ayrı sayılabilen net birer cisim değil, aynı anda farklı tüm olasılıklarını eşzamanlı yaşayan birer olasılık bulutudur. Eni boyu çapı rengi şekli falan yoktur.
Klasik evrenimizde etkileşimler nesnelerin determinist yapısını etkilemez. Değiştirse bile sayılabilir net bir cisim olarak kalırlar. Kuantum evreninde ise etkileşimler nesneleri etkileşimi işleyip aktarana kadar net bir cisme dönüştürür. Aradaki boşluklarda ise cisim olmaktan çıkarlar. Süper pozisyon haline geri girerler.
Aynı anda bir tepsinin her noktasında aynı anda bulunabilen bir karınca düşünün. Karınca aslında bir tanedir ama tepsiye baktığımızda karınca sürüsü görürüz, tepsinin bir noktasına ekmek kırıntısını koyduğumuz an sürü tıp diye yok oluverir. Kırıntının önündeki karınca kalır sadece. Karınca aslında naruto gibi çok hızlı hareket edip kung-fu yapmıyordur. Her biri gerçek fiziksel bedeni olacak şekilde tepsinin her yerinde aynı anda bulunuyordur. Doğası budur.
Yani öyle ya da böyle iki evrende de nesneler ve bu nesneler arasında kuvvetler yoluyla aktarılan etkileşimler vardır. Bu etkileşimlerin kendisi zamanı oluşturur.
Nesneler etkileşimi alır, değişime uğratır, aktarır. Tüm bu sürece işlem diyelim.
İşleme konu olan birimlere de nesne ve kuvvetler diyebiliriz.
Evrenimizde işlem, nesneler üzerinde tanımlanır.
Post-quantum evreninde ise nesne yoktur. İşlemlerin kendisi bu evrenin nesnesidir. İşlemler, işlemler arasında aktarılır, değişime uğrar.
Durağan nesneler olmadığı için uzaysal olarak yayılan etkileşim dalgaları da yoktur. Yani sebep sonuç ilişkileri bozulur. Değişime uğrayabilecek bir nesne yoktur ortada. E değişip geçmişe gidip büyükbabasını öldürebilecek ( paradoks yaratabilecek) bir nesne de olmayınca nedenselliğin kendisi de tanımsız kalır.
Evrensel zaman akışına gerek kalmaz.
Şimdi bu işlemleri nesne gibi düşünemeyiz.İşlemlerin bir şeyleri değiştirdiği açıktır ancak bu nesne değil kendileridir. Kendi üzerine işlem görüp değişmiş halleri ile süper pozisyona giren, bağımsız işlem kümeleri vardır. Bu kümelere box diyoruz.
Bu kümelerdeki süper pozisyonun çöküşü bir kuantum nesne oluşturur. İşlemler ikili döngüsel yapısından kurtulup çıktı verir. Çıktı önübaşı belli olan, nedenselliğin olduğu kuantum evreni oluşturur. Diğer işlem de onun geçmişi olarak kalır. Bu çöküş sırasında box içindeki diğer tüm çıktı olasılıkları silinir. Biri geleceğe akarken onu oluşturabilecek işlem bölümü geçmişi olarak kalır.
Bu boxlar uzay zaman dokusu içinde değildir. Yani salon halımın üstünde yaşayan sıradan bir atomun içindeki bir elektronun yanında bi box varmış ta, o box çöküp elektronu çıkarıyormuş gibi algılamayın. O box bizim uzay zaman dokumuzun içinde değil. Hiç biryerde aslında.
Alt evrende, holografik düzlemde.
![]() |
| Qbox evreni |
Şöyle analoji yapalım;
Matrixte yaşayan ( eveet matrix filmi ) sıradan bir simülasyon vatandaşsınız. Gerçek bedeniniz simülasyonun dışında, insan tarlalarında bir kapsülün içinde.
İnsan tarlalarının tam yerini matrix içindeki manhattan sokaklarına göre tarif ediniz. nasıl gideriz? otobüsle gidilir mi? aktarma yapsak olur mu? uçakla mı gidelim?
Anlamsız olur değil mi? vatandaşımız aynı anda hem kapsülün içinde, hem bu evrende hem de bu evrenin tamamen dışında...
Qbox evrenini de holografik evren modelinde konuştuğumuz kozmik düzlem ile evren arasındaki ara durak gibi görebiliriz. Kozmik düzlem gerçek dünya, evrenimiz matrix, qbox evreni de merovingianın hükmettiği program geçişlerinin yapıldığı arka kapılar. (bkz. matrix reloaded)
Kozmik Düzlem
Holografik evren teorisini konuşurken kozmik düzlemden bahsetmiştik. Holografik teori uzay-zamanın yani evrenimizin içinde var olan her şeyin nesnel bir bilgi kavramına indirgenebileceği düşüncesinden doğar. Varlık bilgiyi doğurmaz, Bilginin tanımı - genel bilinebilirlik, tanımlanabilirlik değerleri- olarak genelleştirilir. Nesnelleştirilir. Varlık ise bu bilginin evren içindeki fonksiyonunun beynimize yansımasından ibarettir. Ontolojik gerçeklik bilginin kendisidir, varlık ise bunun evren dokusu içindeki yansımasından ibarettir.
Evrenin fizik kuralları biraz olsun değişseydi bilgi kendisini bambaşka şekilde simüle edip görselleştirirdi. Yani matematiksel denklemlerle ifade edilebilecek fonksiyonel bilgi kümesi asıl töz, evrenin fizik süzgecinden geçip renkli perdesinde yansıyan izdüşümü de varlık. Emergent olan varlık, asıl olan bilgi.
Teori özünde 3 boyutlu perdeye yansıyan varlığın taşıdığı bilgiyi kayıpsız bir şekilde 2 boyutlu bir düzlemden de yazılıp okunabileceğini, hatta karadelik sınırında olan şeyin tam olarak bu olduğunu söyler. Karadelik bilgi paradoksunu doyurucu bir şekilde açıklar.
Bütün evren 3 boyutlu bir yansıma ise bunu yansıtan 2 boyutlu bir düzlem olmalıdır.
Bazı fizikçiler bu düzlemin evrenin zamansal sonunda olduğunu düşünür. Evreni bir karadeliğin iç evreni olarak düşünür. Kozmik düzlemi de bu karadeliğin olay ufku... Olabilir mi? mümkün..
Kozmik düzlem zaman boyutunun hiç olmadığı, evrenin başından sonuna olan bütün bilgisinin üst üste, holografik kayıt plağı gibi kaydedildiği boyutsal bir düzlem. Ben evrenimizle içkin, paralel bir yapısının olduğunu düşünüyorum. İçindeki karmaşık bilgi ağının zaman akışı, yani akıp gidebilecek olaylar zinciri olmadığı için statik bir yapısının olmadığını da. Vektörel olarak bizim evrenimizin hem uzamsal hem de zamansal boyutunu dik kesen, bambaşka bir eylemsel akış boyutuna sahip olması mümkün.
![]() |
| Mandelbrot fraktalı |
Kozmik düzlemdeki bilemeyeceğimiz kavramsal aksiyomlara bağlı bilgi kümeleri, zamanın akışını gerektiren nedenselliğe bağlı olmak zorunda değil. Bizim boyutumuzdan baktığımızda mandelbrot fraktal deseni gibi büyüme gösteren, yerel döngüselik içeren bir yapıda olmalı. Zamanın başlangıcı olan büyük patlama anındaki simetri kırılımlarının yarattığı temel fizik kuralları da renkli ve desenli bir mercek etkisi gösterip o bilgi havuzunu yansıtmıştır.
Şöyle bir örnek vereyim;
Küçükken üzerinde hareketli resimler olan kartpostallar satılırdı. Resme soldan bakınca bir manzara, az sağdan bakınca başka bi manzara, ortada başka... tek bir resim ama her açıdan bambaşka görüntüler görürdük. Kartpostal sabit, üzerindeki görsel ise baktığımız açı değiştikçe değişirdi. Hatta bazısında soldan sağa doğru çevirerek baktığımızda hareketli kısa bir hikaye izlerdik.
Kartpostalı kozmik düzlem, soldan sağa doğru kayan mercek düşünün, o mercek evrenimiz, merceğin hareketi evrenin akıp giden zamanı, merceğin eğim derecesi,şekli, camının rengi gibi özellikleri de evrenimizin fizik kuralları gibi düşünebilirsiniz.
Bazısında on farklı resim üst üste tek bir kağıda basılmış oluyordu. Üstü tırtıklıydı. Dokunmak hoşuma giderdi. Beni her zaman büyülemiştir.
Kozmik düzlemde kayıtlı bilgi, -bizim evrenimizi oluşturmak üzere yansırken- üstüste binmiş komplike işlemsel yapısını düşünürsek (holografik kayıt olduğu için) tek bir yönden başlaması gerek. Sonra mercek kaydıkça işlem de değişerek yansımasını sürdürecek.
Bu mercek soldan sağa değil yukarıdan aşağıya, çapraz, sonsuz sayıda eksenden hareket edebilirdi. Herbiri aynı bilgi kümesinin farklı bir boyutunu yansıtırdı. (paralel evrenler)
Post kuantum kısmı ise şurada; Soldan sağa olacak bir akışta kayıttan ortaya çıkan bilgi kümesi, her bir düzlem kaydı için bir box olurdu. Bu box düzlemin yüzeyinde tanımlanır, o düzlemsel bilgi kümelerinin bir yöne açılan pencereleri olurdu. Her yön için bir box oluşumu. Soldan sağa için bir box, yukardan aşağıya için başka bir box çapraz için başka.... sonsuz sayıda box yani. Her bilgi kümesi başına, her bir akış ekseni için ayrı bir box. Yani düzlem çıkış penceresi.
Düzlemdeki bilgi boxtan çıkıp merceğe girerken hiperdekoheransa uğrayıp nedensellik belirsizliğini yitirir, zaman akışına kavuşur. Hiperdekoherans burada bir eylem değil bilginin, merceğin o anki konumundan görünen yüzü diyebiliriz. Bu evrende yaşadığımız için ise sadece tek bir mercekten ne görüyorsak onu bilebiliyoruz. O bilginin karmaşık değişkenliğini gördüğümüzde de bunun çok boyutlu ve süperpozisyon halinde olasılıksal bir bilgi kümesi olduğunu, biz baktıkça, zaman aktıkça içindeki olasılıkların sırayla merceğe yansıdığını anlıyoruz.
Orada gördüğümüz her bilginin görünenden çok daha fazla arka planı varmış meğer. Buzdağının görünmeyen kısmı...
Küçük bir akıllı kol saati ekranından bir Dostoyevski romanının satırlarının aktığını görsek ne düşünürüz? Ekran küçük olduğundan en fazla üç dört kelimeyi aynı anda görebiliyorsunuz. Akıp duruyor, hem de bir hikaye anlatıyor.
Arka planda üç dört kelime değil yüzbinlerce kelime içeren bir roman kitabı olduğunu düşünürsün. Mantık bizi buraya çıkarır.
İçinde yaşadığımız evren türemiş bir şey, töz olamaz değil mi?
Görüşmek üzere..




Yorumlar
Yorum Gönder