Ana içeriğe atla

Holografik evren teorisi - Felsefi Sonuçları -2-

 Önceki yazıdan devam edelim. 

 Önceki yazı için tıkla

 holografik evrene giriş yapıp varoluşun ontolojik çıkarımları üzerinden konuşmuştuk. Neye gerçek neye sanal diyebiliriz? 

 Sonuçta meydana çıkan  zorunlu realizmin birçok felsefi çıkarımı mevcut gördüğünüz gibi. Etkileşim ağları mı gerçek olan? bu etkileşimleri yaratan bilgi kalıpları mı? Bilginin kendisi etkileşimleri de içeriyorsa onlar da gerçek olarak tanımlanabilir mi? 

 Holografik olanı gerçek kabul eder denklemleri buradan başlatırsak Standart model gibi bir yığın eksik ve tıkanmış sonuçlar doğuran modele varıyoruz. Uzayı ve zamanı pas geçip Sınır alandaki kayıtlı bilgi havuzunu gerçek kabul edersek te felsefi çelişkiler, paradokslar doğuyor. 

 John Wheeler 'it from bit' dedi. Aslolanın bilgisayarlardaki 'bit' dediğimiz bilgi verileri olarak düşünülebileceğini önerdi. Kuantum bitleri yani qubitler veri hesaplayabilen bilgisayar birimi parçaları, bunların dolanıklık olarak Bulk ta algıladığımız karmaşık ve sürekli evrimleşip gelişen karmaşık ağlarını bilgisayar işlemcisine, sonuçta üretilen her veriyi yeni bir bite indirgedi. 

 Evren dijitale yani kesikli birimlere indirgenemeyecek kadar karmaşık felsefi sorular barındırıyor. 


 Bilginin Yapısı Üzerine 

'bilgi kavramı için tıkla'

Bilgi bir tözün niteliklerini tanımlayan ve yapabileceği etkileşimleri belirten bir kavramdır. Bilgi olmadan o tözün varlığı bilinemez, varlığının bir anlamı da olmaz ve yok kabul edilebilir. 

 Tanrı bile bilgilerle varlığı tanımlanır. Yani Teleolojik olarak. 

 Bilginin de bir ekonomisi ve evriminden bahsedilir. Bir bilgi diğer bilgilerin etkileşimleri ve fonksiyonel sonuçları ile doğar. Daha doğrusu fonksiyonel sonuçların içinden elenip Yapıya entegre olmayı, Karmaşık ağa uyumlananı bilgiye dönüşür. Diğer değer olasılıkları uymadığı için elenir. 

 Bir matematik fonksiyonundaki 'X' e rastgele değerler atamak veya x in alabileceği değer olasılıkları gibi. bir tanesi çevredeki diğer denklemlerle uyum sağlar ve ağ kurup iletişime geçer. O bilgi gerçek varlığa bürünür. Yeni bir bilgi doğar.

 Bu şekilde Bütün bilgiler birbirinden doğar ve gelişir, Birbirine bağlanır. birbiri sayesinde varoluşlarını sürdürebilirler. 

 Bu Ağsı yapı içinde en stabil ve en köklü olan ağlar varlıklarını daha uzun süre sağlar, zayıf olanlar zamanla elenerek seleksiyona uğrar. Bir çeşit evrim mekanizması işler burada. 

 Biraz beyindeki nöronlar arası sinaptik bağların dinamiğine benzer bu döngü. 

Tüm bu olaylar  hologram içindeki herşeyin kaydedildiği alt boyuttaki sınır alanında gerçekleşir. 

 Bu alandan dik açıyla başka boyuta yansıyan dolanıklık sanal ağlarının dalga girişimi dansı, girift yapısı sanal bir uzay oluşturur. 

 Tıpkı bakır bir kabloda elektrik akımına paralel ilerleyen elektrik alanın akıma dik manyetik bir alan oluşturması gibi. 

  Ve evrenimize geçiş yaparız.


   Kaotik Büyüme 


 3 cisim problemini duymuşsunuzdur. Bir uzay boşluğu alalım. İçine farklı kütlelerde ve farklı hızlarda 3 cisim fırlatalım. Kuvvet olarak ta sadece kütleçekim kuvveti koyalım. Sistemi başlat dediğimizde bu 3 cisim birbirlerinin kütleçekimlerine kapılıp birbirleri etrafında dönmeye, bir yörüngeye oturmaya çalışırlar. 

 Ancak zamanı ne kadar ileri sararsak saralım, bu üç cismin stabil ve kararlı yörüngelere girdiğini asla göremeyiz. 

 Cisimlerin her birinin kütlesini biliyoruz, hızını biliyoruz, kütleçekim sabiti hepsinde aynı işliyor, başka hiçbir bilinmeyen yok, kuracağımız denklemde bilinmeyen yok. Ancak içlerinden herhangi bir cismin mesela yarın hangi koordinatta olacağını zar zor hesaplarız, bir yıl sonraki konumu için süper bilgisayarlar gerekir, on yıl sonrasını asla hesaplayamayız. Artık olasılık denklemleri bile işlevsiz hale gelir. 

 Bu sistemi dengeli hale getirmek için içine yeni cisimler yollarız, bir süre dengeye ulaşır ancak asla stabil hale gelmez. 

 Artık kaos teorisi hakimdir. 

 

 Alt boyut alanındaki bilgi ekonomisinde de aynı şey olur. Sistem asla stabil bir hale gelemez. Sistemdeki her çözümsüz açık ve çelişki, yeni kurulan ilişki ağları, yani oluşan bilgilerle beslenir, Sistem sürekli dengeye ulaşma çabasıyla sürekli kendisini büyütür, kararsızlığı arttıran her bilgi elenir, stabil kalıp varlığını koruyabilenler hayatta kalır. 

 Evren bir alt boyutta canlıların evrimleşmesi gibi evrimleşerek büyür,gelişir. 

 Ya da nöral ağların gelişimi  gibi. 

Evrim zaten evrensel bir yasadır. Birtek canlılarda görülmez. Bütün sistemler için geçerlidir.


Holografik Evren Gerçek mi?


 Gerçekten varlığın temeli bilgiye mi dayalı?  

 Lambda CDM ile birbirini tamamlayan kuantum alan teorisinde kuantum cisimleri, ilgili alanların etkileşimlerinden ibaret değil miydi? Alanların üzerindeki dalgalar bozonlar, alanların birbiriyle kalıcı etkileşimlerinden doğan dalgalar fermiyonlar. 

  Günümüz bilimi bile etkileşimlerin kendisini töz olarak kabul ediyor biryerde. Bu etkileşimleri aslında neyin yaptığını bilmediğini kabul ediyor. Üstelik bilmediği şeyi yok sayıp etkileşimler asıl gerçeklik olandır diyor. 

 Ali Ayşeyle konuşarak etkileşime girer. konuşmanın kendisi gerçekliğin kendisi olur. Ali ve Ayşe aslında yoktur. Ya da konuşmanın kendisinden iki ayrı insan doğar. Konuşma var diye insanlar oluşurlar:))

 Ya dalga geçmek te istemiyorum ama sağduyunun içinden geçerek gerçeğe ulaşmaya çalışmak, yürüyerek denizi geçmeye çalışmak gibi değil mi? 

 Deniz yüzülerek geçilir. En kötü gemi inşa edersin. Senin yerine gemi yüzer. 

 Bu bağlamda bakarsak Holografik evren teorileri diğer teorilerden kategorik olarak daha gerçekçi. 

 Metodolojik yatırımı bunun üzerine yoğunlaştırmaya değer. 


Karadelik bilgi paradoksunu çözüyor, kütleçekimle kuantum alan modelini birleştiriyor, tekilliğe çözümü var, karanlık enerjiye.... 

 Einstein görelilik teorilerini kurana kadar evren sadece newtonian fiziğe göre işlemiyordu. Ezelden beri göreliliğe göre işliyordu. 

 Keşfettik.

Görelilikle ilgili fikirler Einstein dan önce yok muydu? Vardı. 

 Tek fark Paradigma değişmemişti. 


 Ya bundan 3000 yıl önce evren bir kaplumbağanın sırtındaydı:)

 Biraz ufku geniş tutmanın zararı var mıymış?


 Holografik Evrende Bilincin Durumu

 İnsan beyni görebildiğimiz kadarıyla evrendeki en karmaşık sistem. Atomuna, hatta tahmini kuantum etkileşimlerine kadar olabilecek en karmaşık bilgi ağı. 

 Daha önceki yazılarımızda da anlatmıştık. Bilincin beyinde oluşumu da holografik bir süreçle olmakta. Yani beynin gelişim şekli ve plastisitesi, Bilişsel süreçleri tıpkı bir hologram gibi geri beslemeli bir döngüyle total bir mekanizmaya dönüştürmekte, bilişsel bir işlev nöroplastisiteyi ve ilgili nöral ağların oluşumunu, ilgili nöral ağlar da o bilişsel işlevin varoluşunu sağlamakta. 

 Beyninin %90 ı olmayan (hidrosefali yüzünden) bir hastadan bahsetmiştik. Doktorlar anlayana kadar adam büyüdü yaşlandı, iş buldu, evlendi, çocuğu oldu, yaşadı ve öldü. Tamam İq su biraz düşüktü ama Gördü, duydu, işitti, hissetti, üzüldü, sevindi, kararlar verdi, tercihlerinin sonuçlarını göze aldı, normal bir insan hayatı yaşadı.

 Bilincin kendisi total olarak beynin yarattığı bir hologram ve bu hologram da beynin yapısını yönlendiren bir dengeli bir bilgi şablonudur. 

 Biraz Holografik Evren teorisine benziyor değil mi?

 Hologram içinde hologram. Belki daha sanal bir hologram. sanalın sanalı...

 İşte burda işler karışıyor. 

 Monist görüşe göre bilinç evrenin kendisini gözlemlediği naturalist içsel bir mekanizması. karmaşıklığın zirveye ulaştığı düğüm noktaları. Bir sistem bu kadar karmaşıklaşabilirse bilişsel farkındalık kazanıp yapıyı tekrar simüle edebilir, yani gözlemciye dönüşebilir. Bu insanın bağımsız özelliği değil Evren mekanizmasının doğal bir sonucu.

 Panpsişik görüşte evrenin kendisi total olarak zaten bilinçli. Çünkü evrenin total bilgi yapısı insan beyninden daha karmaşık ve büyük. Biz de bu kolektif bilincin kendisini bağımsız sanan parçalarıyız. Evrenin gözüyüz. Burdan panteizme yol çizer....

 Rasyonel görüşlerde bilincin 'farkındalık' diyerek özelleştirdiğimiz özelliğini reddeder, bilişsel zombi teorisine kapı aralarız. Kendi varlığının farkında olma durumu gerçekte yoktur. Sanal sahte bir zihinsel şablondan ibarettir. içsel tutarlılığı koruma ve üst geri besleme mekanizmasından ibarettir. 

 Dil geliştirip kendimizi tanımlayana kadar kendimizin bile farkında değildik. Ego sanal bir mekanizma ve evrenden ayrı bir özelliği yok. 

 Bizler kendisinin ve evrenin farkında olduğunu sanan, öyle programlanmış yapay zeka zombileriz. 


 Hangi görüşe katılırsınız bilmem. Ancak bilinç dediğimiz şey sabit bir bilgi şablonu değil ki? sürekli değişen, gelişen, zamanın akışı içinde sınırsız bilgi girişi ve çıkışıyla asla sabit kalmayan bir girdap. 15 yaşınızdaki sizin bilinci ile 30 yaşınızdaki sizin bilinci aynı mı? Siz sadece o çocuğun anılarına sahipsiniz. Köprünün altından okyanus geçti resmen. 

 Öz farkındalık dediğimiz şey de bir uykuya bakar. Veya derin bir meditasyona, bir uyuşturucuya, hipnoza, depresyona bakar. Bir psikozluk ömrü var. Zamansal ve uzamsal algılarımızı kullanarak son hatırladığımız halimizle şu anki halimizi, yerimizi, durumumuzu beynimiz eşleştirir. Der ki 'bu benim'. Bu sürekli geri besleme döngüsü olmasa kendimizi kaybederiz.

 Bilinç hem tek bir yapı değil disosiasyonlarla, bir ağacın dalları gibi büyüyen, fraktal gelişim gösteren çok parçalı girift bir yapıdır. Limbik sistemimizin etkisiyle bütün anı ve deneyimlerimiz, etki derecesine göre ya birbiri üzerine inşa edilir, ya da ayrı kümelere bölünerek ayrı inşa edilir, birbirine eklemlenir. Yani disosiasyon mekanizması bilişsel gelişimimizin temelinde var. 

 Bu fragmanlar içinde sadece günümüze ve şu anki durumumuza faydası olan, ilgilendiren kısımlar gün yüzüne çıkar. Gerisi komple bilinçdışı. 

 Ama o devasa bilinçdışı yığın da bilincimizin bir parçasıdır. Hatta motorudur. 

 

 Beynimizin hangi zamandaki anlık hali bizim bilincimiz? 15 yaşında ocağın 20si saat 14:30 daki mi? 45 yaş eylülün 25 i saat 22:45 teki mi? 

 Sürekli bir akış halinde olan, sürekli değişen, gelişen, parçalara bölünen ve tekrar birleşen, olabildiğine açık ve değişken bir sistemden bahsediyoruz. E capcanlı bir organizmayız.


 Rasyonalist görüşe daha yakınım kabul ediyorum ama görüşü de oldukça yetersiz görüyorum. Bu noktada hiçbir görüş tam anlamıyla bilincin bu evrendeki durumunu net bir şekilde tanımlayamıyor zaten. Seçip seçip ilerlemek gerekir. 

Ben sağduyumu izliyorum.

Holografik evren teorileri reenkarnasyona kapı aralar


 Eğer evrende töz diye birşey yoksa, veya varlığını bilmemiz imkansız ise, ulaşabileceğimiz herşey etkileşim yapılarından ibaret olacaksa bilincin durumunu evren gibi düşünebilirim. Evren ne kadar gerçekse bilinç te o kadar gerçektir. Evren ne kadar sonsuzsa bilinç te o kadar so.....

 Uçmadan önce zamanı biryere koyalım. 

 Zaman da holografik evren teorisinde bulk un içinde türeyip gelişen bir olgu. yani asıl sınır alanımızda evrenin başı sonu bir. Zaman sanal uzayla oluşan bir yanılsama. 

 Bizim bu dünyada sınırlı ömürlerimiz var. 60-80 yıl. Öncesinde ve sonrasında bulkun içinde yokuz. Ancak evrendeki diğer herşey gibi boundary de, yani sınırda sonsuza kadar tüm bir ömrümüz varolmaya devam edecektir. Bu kaydı hayata geçiren de zaman. 

 Neden tek seferlik bir gösterim olsun ki? Paralel evrenlerde az farklı olasılıklarla sonsuz sayıda bir gösterim olabilir. 

 Paralel evrenleri meydana çıkarabilmek için multiversal bir Ads/CFT eşitliğine ihtiyacımız var.

 Ki güncel Holografik evren teorilerinde bu gayet olağan. Tek bir sınır alanından farklı olasılıkları yansıtan sonsuz sayıda evrenler holografik olarak oluşabilir. Onların da ayrı ayrı bir sınır alanı olabilir. Yani bir sınır alanından hologram doğar. O hologram da alan kabul edilip ondan da ayrı hologram doğar. Bu varoluş zincirinin en altındaki bizlerin bilgisi kendi evrenimizin sınırında, sonra ordan bütün paralel evrenleri doğuran sınırın içinde kayıtlı olmalı. 

  Bu sınır alanları total bilgi evrenleriydi zaten. ve sabit bir kayıt olmak zorunda değil. içinde farklı olasılıkları barındıran (or/else) gibi komutları içeren bitler de olabilir. zamandan bağımsız veya zaman benzeri farklı bir boyutta entropisini arttırıyor olabilir. 

 Neden sabit bir kayıt plağı olsun ki? 

 Denge arayışı içinde olan, sürekli gelişen,değişen ve evrimleşen farklı bir alem muhtemelen. Bizim sanal zamanımıza benzemeyen farklı bir boyutta gerçek bir zaman akışı da içerebilir ve bu sayede dinamik bir yapıya da kavuşabilir. 

Bizim bilincin o plaktaki kaydı da plak üstünde değişip gelişebilir. 

 Her gelişim aşaması ve değişimi farklı bir hayat olarak farklı bir evrene yansıyabilir.


 Hayatımızı kaotik yaşarsak kayıttaki bilgiyi dengesizleştirir, birsonraki simülasyonda sistem dengeli kalan kısmı kadar yansıtma yapar. Hayatımızı - içsel farkındalığımızı olabildiğine verimli ve dengeli yaparsak ta bilişsel bütünlüğümüz o kadar dengeli ve sağlıklı kalır. Kayıt ta dengeli ve daha dirençli olur, gelişir. Birsonraki simülasyonda daha gelişmiş bir hayatı yaşatır bize. 


 Hemen de din kurduk. 


 Holografik evren dini:)))


Sonuç olarak holografik evren teorisi ekseninden bakarsak bilincin biryerlerde sonsuz varoluşuna devam etmesi mümkünü geçtim bir zorunluluk haline geliyor. Bunun anlamı, yeterliliği, reeankarnasyona açabileceği kapılar, geri kalan herşey spekülasyona kayar. 

 Ontolojik anlamda Metafizik çatı kurulana kadar bu tarz benzeri işkenceleri çekmeye devam edeceğiz belli ki. 

 O zamana kadar belirsizlik içinde yaşamaya devam etmeniz dileklerimle.....


 Birşeyi de bilmeyiverin canım! öldükten sonra nolucak nerden bileyim?!!



 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaotik Evren teorisi ve bilimdeki duvar

 Ünlü Kaos teorisini duymuşsunuzdur. Başlangıç koşulları ve parametrelerine aşırı duyarlı,  hesaplanamaz karmaşıklığa doğru evrilen her türlü sistem için kullanılır.   Kaos kuramını bir sistemde işletebilmek için iki veya daha fazla parametre ile sistem başlamalı, bu parametreler tekrarlayan ve süreğen etkileşimler içinde olmalı, etkileşim miktarı arttıkça sistem karmaşıklaşmalı, matematiksel olarak hesaplanamayacak bir kaosa sürüklenmeli.    Bir kelebeğin kanat çırpışı sistemin öbür ucunda öngörülemez fırtınalar kopartabilmeli...  Örneğin;  - fizikteki ünlü 3 cisim problemi -hava durumu tahminleri -borsa hareketleri -akışkan dinamikleri.....   Hava durumu tahminleri buna en güzel örneklerden birisi. Teknolojimizin o kadar gelişmesine ve bir o kadar gelişmiş süper bilgisayarlarla hesaplama gücüne erişmemize rağmen, belli bir şehirde bir gün sonraki hava durumunu %100 kesinlikte hesaplayamıyoruz. Bir saat sonrasını bile. Nokta atışı hesap...

Ölüm sonrası bilincimize ne olur? - 3

  Öncekiler;  ölüm fiziği  ,  devamı  Ölüm ötesi düşünceleri bunca zaman bilim dışında her şeyin konusu oldu.   Din, kült, Dogmatik felsefi akımlar, mitoloji, sahte bilim, alternatif bilim......   Peki gerçeklerden başka hiçbir şeyi vadetmeyen Bilimin bu konuda sözü yok mu?  Elbette var. Dogmatizmin tam zıttı olan bilim felsefesi ve metodolojisinin, insanın merak ettiği her konu ilgi alanına girer, girmiştir de..    Bilincin oluşumu, doğası hakkında daha önce bolca konuşmuştuk.  Genel ölüm ötesi tartışmalar hep 'bilinç bağımsız bir töz mü? yoksa evrenin açıklanabilir karmaşık bir efektinden ibaret mi? ' sorusu ekseninde dönüyordu. Çünkü töz dersek iki ihtimal vardı bunun olabilmesi için;   - ya fiziksel evrenin bir parçası değil, evren üstü zaman üstü bir öz ve evrenle iletişim içinde  - ya da evrenin henüz çözemediğimiz mekanizmalarının sonucu olarak fiziksel simetrinin olağan dışı kırılımı ile uzay-zamanın...

Ölüm sonrası bilincimize ne olur? - 2

  Önceki; ölüm fiziği  Çok metafizik bir yazı dizisi farkındayım. Bloğun genelinden anlaşılacağı üzere amacım, bilimde keşfedilse de görmezden gelinen ve felsefenin yetim kalmış ihtiyaçlarını açığa çıkarmak. Agnostik bir çizgideyim.   Evren nasıl bir sistemdir?   Evrenimizi kapalı bir sistem olarak düşünürüz. Çünkü yaptığımız bilim yerel bazda baktığımızda ancak bu şekilde işlevsel açıklamalar getirir. Sonuçta kabul ettiğimiz şey evrenin bir başlangıcı olduğu ve bilinen herşeyin bir patlamayla meydana geldiği.  Ancak kabul ettiğimiz başka gerçekler de var. Mesela big-bang ten bahsederken sandığımız gibi evren bir tekillikten doğmadı. Matematik denklemleri öyle söylese de 10 üzeri -36. cı saniyeden öncesinin tam bir belirsizlik, sisli bir bulut olması, daha öncesi adına şu anki bilimin sona ermesi.  Bu durumda evrenin kapalı bir sistem olması da kesinlik kazanmamış bir düşünceye dönüşüyor.   Ancak elimizdeki bilgilerle kapalı sistem olduğunu düşünm...